Kel Kartal (Bir Burma masalı) - Bülent Habora

Bir varmış, bir yokmuş...

 

Çoook eski zamanlarda, kartal şimdiki gibi değilmiş. Yavaş ve sakin bir kuşmuş. Tüyleri de hem sık, hem de sertmiş. Ama başında tek bir tane bile tüy yokmuş.

 

Su içmek için göle indiği bir gün kendi yansımasını görmüş, suda. Kel olduğunu görünce öylesine üzülmüş ki, yemeden, içmeden kesilmiş. Gün geçtikçe zayıflamış, bitkinleşmiş.

 

Ormandaki diğer kuşlar, kartalın bu durumunu gördükçe, üzüntüleri her geçen gün daha da artmış.

 

Sormuşlar kartala, bu üzüntüsünün nereden kaynaklandığını. Oda nedenini anlatmış.

 

Hemen bir araya gelmişler. Hepsi, kendilerinden bir tüy koparıp kartala vermiş. Tüyler öylesine çokmuş ki, hem kartalın başını, hem de tüm vücudunu kaplamış.

 

Bundan sonra kartal tüm ormanın en alımlı, en güzel, en görkemli kuşu olmuş.

 

Kartal, göldeki suya bakınca öylesine kibirlenmiş ki, kendini diğer tüm kuşlardan güzel görmeye başlamış.

 

Ağaçtan ağaca uçarak, diğer kuşlara üstünlüğünü övüyormuş:

 

"Ben güzelim... Ben alımlıyım... Ben görkemliyim... Ben güzelim... Ya sizler nesiniz? Hepiniz çirkinsiniz. Size bakmak bile istemiyorum...”

 

Günler geçtikçe kartalın kibirlenmesi artmış ve sonunda bir sabah kendisini "Kuşların Padişahı" ilan etmiş:

 

"Ey kuşlar, bakın," demiş, "Bugünden itibaren ormandaki tüm kuşlar bana saygı göstermek zorundalar. Eğer bana saygı göstermezseniz, benim isteklerimi yerine getirmezseniz, sizleri ölümle cezalandıracağım."

 

Tüm kuşlar bir araya gelmişler. Kendilerinin ölmekten kurtardıkları kartalı cezalandırmayı planlamışlar.

 

Her bir kuş, kartala verdiği tüyü geri almış ve kartalın başı da, vücudunun büyük bir bölümü de yoluk kalmış. İşte o gün bugündür kartal, tüm kuşlara kızgın olduğu için saldırır onlara...

 


 

Derleyen: Bülent Habora

 

Not: Yar Yayınları’nın Yeryüzü Masalları kitabından alıntıdır. Her hakkı saklıdır.

Kapat