Kapitalizm, ekonomik bunalımları önleyebilecek midir? (Marksizm-Leninizmin İlkeleri, Cilt 2’den)

KAPİTALİZM, EKONOMİK BUNALIMLARI ÖNLEYEBİLECEK MİDİR?

1929-1933 dünya ekonomik bunalımından sonra ve özellikle İkinci Dünya Savaşının ardından tekelci sermaye, devletin de yardımıyla, bunalımları önlemek amacıyla bir önlemler sistemi oluşturdu. Bütün bu eylemler, tekelci devlet kapitalizmi çerçevesinde kalıyordu.

■ Bunalıma Karşı Önlemler, Kapitalizmin İyileşmez Hastalığına Karşı Geçici Çareler

Muazzam devlet siparişleri ve en büyük tekellerin çıkarına sürekli ve yeter derecede büyük bir talep sağlayan silah ve stratejik maddeler alımı, bunalımları yenmek için alınmış başlıca önlemlerdir. Yine, bankacılık ve maliye alanında, geçici güdümlü yönetime büyük önem verilir; çünkü, geçmişte en şiddetli bunalımlar bu alanlardan başlayarak patlak vermiştir. Bankalara yatırılan paraların hep birden geri çekilmesini önlemek, böylece bir panik havası yaratılmasına ve büyük bankaların iflas etmesine meydan vermemek için, emperyalist devletler, bu yatırımları güvence altına alırlar. Ayrıca, hükümet borsa işlemlerini kontrol etmeye ve piyasaya sürülen senetleri denetlemeye başlar. Bunalımları önlemek için, devlet, üretimi sınırlandırmak ya da azaltmak üzere bazı önlemler de alabilir (örneğin, indirim oranını yükseltmek, ekilmiş alanların kısıtlanması için primler ödemek vb. gibi). Aynı zamanda, devlet tüketim kredileri (taksitli satışlar) düzenleyerek ekonomik konjoktürü etkilemeye çalışır (örneğin otomobillerin, televizyonların, radyoların, mobilyaların kredili satışları vb.).

Tekelci devlet kapitalizminin taraftarları, bu gibi önlemleri doğru bularak, bunlar sayesinde kapitalizmin bunalımlar hastalığından kurtulabileceğini ya da oldukça iyileşeceğini ve kapitalist üretimin kesintisiz artmasının sağlanabileceğini öne sürerler. Böylelikle güya, sonsuza dek sürecek bir «mutluluk ve zenginliğin» yolu açılacak, işsizlik de ortadan kalkacaktır.

Fakat, gerçekte ne olur?

Bu sorunu, büyük kapitalist tekellerin davranışlarında en büyük serbestliğe sahibolduğu, bunların devlet üzerinde en çok etkili olduğu ve savaşın yıkıcı etkisinin ekonomideki gelişmeye en az zarar verdiği ülke olan Amerika Birleşik Devletleri örneği üzerinde inceleyelim.

ABD’de, iç ve dış pazarlardaki koşullar son derece elverişli olduğu halde, bunalımları önlemek için alınan önlemler istenilen sonuçları vermemiştir.

ABD’de, sanayi üretiminde kesintisiz artış yerine, 1948’den 1958’e kadar geçen on yıllık zaman içinde üretimde üç kez düşüş görülmüştür: Birincisi 1948-1949 yıllarında olmuş ve resmi verilere göre üretim % 10,5 azalmıştır, bunu, dört yıl sonra (1953-1954) % 10.2’lik bir azalma, ve bunun üç yıl arkasından ise (1957-1958) % 13,7’lik bir düşme izlemiştir.

Üretimdeki bu düşüşlerin bunalım özelliğinde olması, bunların yanısıra ABD’de kitle halinde işsizliğin ortadan kalkmak şöyle dursun, tersine daha da belirginleşmesinden ileri gelir. Üretimdeki her azalışla birlikte, Amerika Birleşik Devletleri’nde resmen kayıtlı tam işsiz sayısında birdenbire yükselmeler görülür. Örneğin, bir önceki yıla göre 1949’da işsiz sayısı 1.300.000 artmış, 1954’de ise bir yıldaki artma 1.600.000’e ulaşmıştır. 1958 ortalarında, işsiz sayısı, 1957’deki değerden 2,4 milyon fazlaydı. 1959 başlarındaysa, ABD’de resmen kayıtlı tam işsiz sayısı 5 milyonu buluyordu. Ayrıca, üretim hacmini gösteren resmi verilerdeki sayıların, silah ve stratejik malzeme üretimini de içerdiğini ve bunalım dönemlerinde, bu sektördeki devlet siparişlerinin azalacağına, tersine arttığı unutulmamalıdır. O halde, savaş üretimi hariç tutulacak olursa, sivil üretimdeki azalmanın tartışılmaz biçimde ABD istatistiklerinden çıkan sonuçtan çok daha fazla olduğu ortaya çıkar.

İşte, geçmiş bir döneme ait inkar edilmez gerçekler bunlardır. Fakat, tekelci devlet kapitalizmi temsilcilerinin, bunalımlara karşı aldıkları önlemlerle, ekonomik bunalımların niteliğini ve biçimini hiç etkileyememiş olduğunu düşünmek yanlış olur. Elbette ki, bu alanda bazı sonuçlar alabilmişlerdir.

Tekelci devlet kapitalizminin bunalımların biçimlerini, ardarda gelişlerini ve niteliklerini etkilediği kuşkusuzdur. Büyük tekeller, bunalımlar daha başlangıç halindeyken, kendiliğinden patlama gücünü azaltmak için devletin muazzam mali gücünden yararlanabilecek durumdadırlar. Diğer taraftan küçük ve orta kapitalistlerin batması pahasına, büyük kapitalistleri iflastan kurtarmak, durumlarını sağlamlaştırmak olanağı bugün daha fazladır. Ayrıca, büyük karteller, bunalım dönemlerinde çok sayıda maddenin fiyatındaki kendiliğinden düşmeyi durdurabilir, hatta bazılarının fiyatını yükseltebilirler. Üstelik, karteller bunalım zamanlarında bile, devletin yoğun savaş malzemesi siparişlerinden yararlanarak çok büyük kârlar sağlarlar.

Fakat bütün bunlar madalyonun yalnızca bir yüzüdür. Madalyonun ters tarafı ise, tekelleri zenginleştiren bu bunalımlara karşı alınan önlemlerin kaçınılmaz biçimde ülkenin ekonomik güçlerini tükettiği, halkın büyük çoğunluğunun parasal durumunu daha da kötüye götürdüğüdür. Burjuva devleti, silahlanma yarışının masraflarını karşılayabilmek için, vergileri artırarak, paranın değerini düşürerek halkı soydukça, zorunlu olarak peşin talep de azalır. Bu da, kapitalizmin iyileşmez hastalığı olan ekonomik bunalımların daha ağır bir biçimde yenilenmesine yetecek koşulları yaratır. Eskiden her bunalım döneminde ortaya çıkan fiyat düşüşünü önlemeyi belli bir ölçüde başarmalarına karşılık, tekeller, ellerindeki mal stoklarını eritmekte gittikçe daha çok zorluk çekmeye başlamışlar, bu ise, bunalım devresinin bitmesini ve yeni bir ekonomik atılım devresine geçişi kesinlikle geciktiren bir etken olmuştur. Kapitalist devlet, büyük girişimleri batmaktan kurtarmayı başardığı, bunalımın doğurduğu diğer kendiliğinden kargaşalıkları önlediği ölçüde, çeşitli üretim dalları arasında zorunlu oranların gerçekleşmesini sağlayan sermaye dağılımını, araya girerek engellemiş olur.

Öyleyse, tekelci devlet kapitalizmi temsilcileri, bunalımın gelişmesini bir ölçüye kadar etkilemekle birlikte, bu bunalımın nedenlerini ortadan kaldıramaz, tersine, hastalığın daha derinlere kök salmasına yol açarlar.

Üretimdeki düşüşlerin, savaş sonrasında ABD’de sık sık görüldüğü gibi bir bunalım niteliği kazandığı gerçeğini gizlemek için, burjuva ekonomi bilginleri daha zararsız bir kelime bulmuşlar, buna «gerileme» demişlerdir. Fakat etiketi değişse de bir şey ne ise odur. Üretimdeki azalmalar da yine kapitalizmde aşırı üretim bunalımlarını doğuran nedenlerin sonucudur. Diğer bir deyişle, kapitalist düzende üretimin anarşi içinde bulunması, kapitalistlerin bitmek bilmeyen en fazla kâr elde etme yarışı, belirli zaman aralıklarıyla üretim artışıyla peşin talep gerilemesi arasında ortaya çıkan bir oransızlıkla sonuçlanır. Pazarların genişletilmesi, üretimdeki artışla aynı tempoda değildir. Ekonomik bunalımların nesnel görevi, bu oransızlığı geçici olarak gidermekten başka bir şey değildir.

Kendiliğinden de anlaşılacağı gibi, Amerika Birleşik Devletleri’nde eskiden görülmüş bunalımlarla daha sonrakiler arasındaki farklar, tekelci devlet kapitalizmi düzeninde bütün ekonomik bunalımların aynı belirtilerle ortaya çıkacağını söylemenin yanlış olduğunu gösterir. Gelecekte, elbette ki daha değişik biçimler de ortaya çıkacaktır. En şiddetli ekonomik sarsıntılar, zamanla özellikle tekelci devlet kapitalizmiyle yönetilen ülkelerde görülecektir. Şu durum gayet açıktır: Üretimin toplumsal niteliğiyle mülkiyetin kapitalist (özel) niteliği arasındaki çelişki sürüp gittikçe, yani kapitalizm var oldukça, ekonomik bunalımlar önüne geçilmez biçimde tekrarlanacaktır. Bunalımları önlemek için alınan önlemler ve tekelci devlet kapitalizminin ekonomiyi güdümlü yönetme eğilimi, kapitalist ekonomiyi daha kararlı bir duruma getiremez; tersine kararsızlığı daha da belirginleştirir.

Gerileme ve yükselmelerin sürekli olarak birbirini izlemesi kapitalist ekonominin kararsızlığının kanıtıdır. Ne silahlanma yarışı, ne de başka önlemler Amerika Birleşik Devletleri’ni ve diğer kapitalist ülkeleri aşırı üretim bunalımlarından kurtarabilir. Kapitalist devletler ne yaparsa yapsın, bunalımların nedenlerini ortadan kaldıramazlar. Kapitalizm, öldürücü biçimde boğazına sarılan kendi çelişkilerini silkip atacak güçte değildir. Bu çelişkiler birikmeye, ağırlaşmaya ve kapitalizmi yeni ekonomik sarsıntılarla tehdit etmeye devam etmektedir.

■ Kapitalizmin «Bunalımsız Gelişme» Teorilerinin Yıkılışı

Burjuva kuramcıları ve revizyonistler, gerçeklere ters düşerek, bunalımları sona erdirmenin, kapitalizmi bozulmamış olarak sürdürmenin olanaklı olduğunu kanıtlamaya çalışırlar. Bu kuramcılar, çok defa, Avrupa’nın belli başlı kapitalist ülkelerinin savaştan sonraki durumunu örnek gösterirler.

1957-1958 yıllarına kadar, Avrupa’da, gerçekten kesinlikle ortaya çıkmış bir bunalım görülmemiştir (kömür, tekstil gibi bazı sanayi dallarındaki bunalımların dışında). Fakat, dünyanın «bunalımsız kapitalizm» dönemine girdiğini ileri sürenler, ya kendini yalancı umutlarla avutmaya çalışanlar, ya da herkesi aldatmak isteyenlerdir.

Batı Avrupa ülkelerinin ekonomik konjonktürünün gelişimi, ABD’ninkinden de daha geniş ölçüde, savaşın sonuçlarına bağlı somut ve geçici tarihi koşulların etkisindeydi. Bu ülkeler savaş sırasında mahvedilmiş, yakılıp yıkılmıştı. Özellikle Almanya, İtalya, Fransa ve Asya’nın tekelci kapitalist tek ülkesi olan Japonya için durum buydu. Savaşın etkilerinden kurtuluncaya kadar, yani uzun yıllar süren bir zaman için, bu ülkelerde aşırı üretim söz konusu olamazdı.

Fakat, bir defa bu hedefe ulaşılınca, ciddi bunalım belirtileri de derhal ortaya çıktı. 1958’de İngiltere’de, Belçika’da, Hollanda’da, Norveç’te ve Japonya’da görülen üretim azalması ve Batı Almanya, Fransa ve İtalya’nın sanayi üretimindeki yükselişte birdenyavaşlama bunun kanıtıdır. 1958’de, savaştan beri ilk kez olarak, tüm kapitalist dünyanın sanayi üretimi ve dış ticaret hacminde bir daralma meydana geldi.

Böylece, hayat, kapitalizmi temize çıkarmakla görevli kuramcıların bir yalanını daha ortaya çıkarmış oldu. Çürütülmez doğrular karşısında bunlar dolambaçlı yollara sapmaya, bunalımlar konusunda yanılanın yalnız kendileri olmadığını, Marksistlerin de yanılmış olduğunu, çünkü, İkinci Dünya Savaşından beri bunalım devrelerinin ve bunalımların gelişmesinin, onların eskiden söyledikleri gibi olmadığını kanıtlamaya çalışırlar. Aptallığa bakın! Marksistler hiçbir zaman bir devrenin zorunlu olarak bir diğerine benzeyeceğini, bunalımların aralıklarının ve özelliklerinin değişmez olarak kalacağını ileri sürmemişlerdir. Lenin 1908’de yazdığı «Marksizm ve Revizyonizm» adlı makalesinde, Marx’ın ortaya koyduğu bunalımlar teorisini inkar etmek isteyen revizyonistlere cevap verirken, «Gerçekler, revizyonistlere bunalımlar çağının henüz geçmediğini göstermekten geri kalmadı: Mutluluk ve refah dönemini bunalım devresi izledi. Bazı bunalımların şekilleri, birbirinin ardı sıra geliş biçimleri, görünüşleri değişebilir, fakat, bunalımlar yine kapitalist düzenin önüne geçilmez, ayrılmaz parçasıdır,» diyordu(*).

Komünistler, kapitalizmin bunalımlardan kurtulamadığını söylemekten hiç de hoşnut değillerdir. Burjuvazi ve reformizmin propagandasının tersine, komünist hareket, sosyalist devrimin zaferinin ekonomik bunalımlara bağlı olduğu gibi bir düşünceye dayanmaz. Elbette ki, ekonomik bunalımlar emekçilerin kapitalizme karşı öfkesini artırır. Fakat, tarihin de gösterdiği gibi, bunalımlarla birlikte, gericiliğin saldırganlığı da artar; faşizmin etkinliği, yeniden dirilmek için uygun bir zemin bulur ve savaş tehlikesi büyür.

Ayrıca, komünistlerin ekonomik bunalımlara sevinmeleri olanaksızdır; çünkü onlar, bu bunalımların emekçi kitlelerine getirdiği ıstırap ve felaketleri çok iyi bilirler. Komünistlerin, kapitalizmin bunalımsız gelişmesi hayallerini her zaman bir yana bırakmalarının nedeni, tekeller tarafından üzerlerine yıkılan, bunalımların getirdiği bütün ağırlıkların altında ezilen emekçilerin, ancak bu hayallerden kurtulmaları koşuluyla kendi davaları uğruna etkin biçimde savaşabilecekleri gerçeğidir.

Bunalımları ortadan kaldırmanın tek yolu, kapitalizmin yerini sosyalizmin almasıdır. Fakat bundan, kapitalizmin egemenliği altında, bunalımların ağır sonuçlarına karşı mücadelenin boş olduğu sonucunu çıkarmak büyük bir hata olur. Komünistler böyle bir mücadelenin zorunlu olduğunu ve bundan, halk kitleleri yararına önemli sonuçlar alınabileceğini kabul ederler.


(*)   V. Lenin, Bütün Eserleri, c. 15, s. 21, rusça baskı.


Çeviren: Nadiye R. Çobanoğlu

Not: Yar Yayınları’nın Marksizm-Leninizmin İlkeleri -2 kitabından alıntıdır. Her hakkı saklıdır.

Bir cevap yazın