İki Kurbağa (Bir Japon Masalı) – Mahir Ulaş Yeşil

Bir varmış bir yokmuş, Japonya’da yaşayan iki kurbağa varmış. Birinin evi deniz kenarındaki Osaka kentinde, bir yağmur suyu kanalındayken, diğeri Kyoto şehrinin içinden geçen bir derede yaşarmış. Aralarında bu kadar mesafe olduğundan birbirlerinden hiç haberleri olmamış. Fakat işe bakın ki ikisinin de aklına birden bire dünyayı gezme fikri düşmüş. Kyoto’da yaşayan kurbağa Osaka’yı ziyaret etmeye karar verirken, Osaka’daki kurbağa da bir an evvel Büyük Mikado’nun sarayının olduğu Kyoto’yu görmek için can atıyormuş.

Böylece pırıl pırıl bir ilkbahar sabahında, ikisi birden, Kyoto’yu Osaka’ya bağlayan yolu ayrı uçlardan arşınlamaya başlamışlar. Seyahat etmek hakkında önceden hiçbir fikirleri olmadığından, yolculuk beklediklerinden daha yorucu gelmiş onlara. İki şehrin tam ortasında, yarı yolda, tırmanmaları gereken bir dağ çıkmış karşılarına. Zirveye ulaşmaları için epey zaman geçmesi ve epey sıçramaları gerekmiş, ama yine de başarmışlar ve ikisi de orada kendinden başka bir kurbağa daha gördüğü için şaşakalmış. Bir dakika kadar tek kelime etmeden birbirlerine baktıktan sonra koyu bir sohbete tutuşmuşlar. Evlerinden bu kadar uzakta ne aradıklarını anlatmışlar. İkisinin birden aynı arzuyla yola düştüklerini -yaşadıkları diyarı tanımak-  öğrenmek çok hoşlarına gitmiş. Zaten bu nemli ve serin yerden ayrılmak konusunda da hiç aceleleri yokmuş, kendi yollarına devam etmeden iyi bir istirahat çekmeyi kararlaştırmışlar.

“Biraz daha büyük olmamamız ne yazık” demiş Osakalı kurbağa, “oysa ne güzel, buradan iki şehri de görebilir, devam etmeye değip değmeyeceğini söyleyebilirdik.”

“Ohoo, çocuk oyuncağı bu,” diyerek dönmüş Kyotolu kurbağa. “Tek yapmamız gereken arka ayaklarımız üzerine kalkıp birbirimize tutunmak.  Böylece ikimiz de gittiğimiz şehre bakabilirz.” 

Bu fikir Osakalı kurbağanın o denli hoşuna gitmiş ki hemen sıçrayıp ön ayaklarını çoktan ayağa kalkan arkadaşının omuzlarına koymuş. İkisi birden dikilmişler, düşmemek için birbirlerine sarılıp uzanabildikleri kadar yükseğe uzanmışlar. Kyotolu kurbağa Osaka’ya, Osakalı da Kyoto’ya doğru çevirmiş burnunu. Ancak küçük sersemler, öyle ayağa kalkıp upuzun dikildiklerinde koca gözlerinin kafalarının arka tarafında kalacağını hesap edememişler; burunları gitmek istedikleri yeri gösterse de gözleri geldikleri şehirlere bakıyormuş.

“Haydi canım sen de!” diye bağırmış Osakalı kurbağa, “Kyoto, Osaka’nın tıpatıp aynısı. Bu kadar yolu tepmeye hiç değmez. Ben eve döneceğim!”

“Eğer Osaka’nın hık deyip Kyoto’nun burnundan düşeceğini bilseydim, hiç zahmet edip bu kadar yolu tepmezdim,” diye sızlanmış Kyotolu kurbağa da. Ardından elini arkadaşının omzundan çekeceğini söylemiş ve ikisi de çimenlere düşmüş. Ardından birbirlerine kibarca veda edip evlerine doğru yola düşmüşler. Ömürlerinin sonuna kadar da Osaka ve Kyoto’nun birbirine iki bezelye tanesi kadar benzediğini düşünmüşler.


Derleyen ve Çeviren: Mahir Ulaş Yeşil

Not: Yar Yayınları’nın Japon Masalları kitabından alıntıdır. Her hakkı saklıdır.

Bir cevap yazın