Banyo Günü (Anı) – Barış Sever

BANYO GÜNÜ

Sizin hiç banyo gününüz oldu mu?

Çocukluğunuz benimki gibi kalabalık bir gecekonduda geçtiyse olmuştur.

Ben günleri tamamen öğrenene kadar, pazartesi, salı, çarşamba, perşembe, cuma cumartesi ve banyo günüydü haftanın günleri…

Sabahtan başlardı telaş.

Yer sofrasında gruplar halinde (ki son gruba kaldıysan vay haline…) yapılan köy peyniri kokulu kahvaltıdan sonra, küçük mavi tüp yakılır, başına tacıymış gibi yerleştirilen başlığının ardından kazan kazan suların üzerine binişiyle bir anda krallıktan işçiliğe dönerdi o mavi tüp.

Sıra beklemeye gelmişti…

Artık yavaş yavaş fokurdamaya başlayan suların sesiyle birlikte yeniden bir telaş sarardı evi. Bu telaşın sebebi de, kimin ilk önce yıkanacağıydı… Evin emektar genç kızları (halalarım) bütün hafta çalışıp durduklarından tek tatil günlerini banyo sırası beklemekle geçirmek istemezlerdi. Sıranın önceki haftadan belli olmasına karşın hiçbiri bunu dinlemez, tartışmalar, kavgalar alıp yürürdü. Fakat evin gayri resmi reisi babaannem işin içine girdi mi… onun sahip olduğu otorite gerekeni uygular, kimsenin hakkı kimsede kalmadan banyosunu yapıp gezmeye, misafirliğe, artık nereye isterse giderlerdi.

Ev büyük ölçüde sessizleşirdi artık…

Sırasını sabırla bekleyen babam ve büyük amcam çabucak banyolarını yapıp, temiz, ütülü kıyafetlerini giyer, kahvehanenin yolunu tutarlardı.

Böylece giderek azalırdı evde kalanların sayısı…

Sıra evin çocukları diye tabir edilen iki amcama, ablama ve bana gelirdi (ergenlik çağına henüz erişmiş olan amcam zaman zaman bu duruma isyan etse de, sonunda ister istemez razı olurdu).

Banyonun kapısı önünde beklerdim sıramı. Çoğu zaman içerideki seslere kulak kabartır, dinlemeye çalışırdım.

Bazen amcalarımın sinirlendirdiği babaannemin kızgın sesini, bazen kafasından aşağı boca edilen kaynar su yüzünden “Sıcaaaaakkk!” diye bağıran ablamı duyardım.

Tabii bu esnada dışarı çıkamayan amcalarımın arkadaşları da gelir fakat babaannem tarafından pek de kibar olmayan bir biçimde savuşturulurdu…

O gün, banyo günüydü çünkü.

Sıram geldiğinde pek sorun çıkarmazdım. Plastik maşrapadan dökülen suyun sıcaklık ya da soğukluğu hariç, sessiz bir banyo olurdu benimkisi.

Her şey iyi ve güzeldi ama, banyo sonrası yakılan kömür sobamız tütmese…

Banyodan çıkar çıkmaz hızla giyindirilip, benden önce ablam ve amcalarımın ısıttıkları yatağa koşardım. Soba yeniden yakılana kadar yorganın altında oyunlar oynar, şarkıcılık yarışmaları yapardık.

Derken evden sabah çıkanlar dönmeye başlarlardı birer birer.

Akşam saatleri olmasına rağmen o küçük mavi tüp bıkkın bir halde son kez babaannem için su ısıtır, ardından soğumak üzere her zamanki köşesine terk edilirdi.

Bir banyo günü daha sona ermişti…


Not: Barış Sever‘in bu yazısı, Yar Yayınları’nın Bulut adlı kitabından alıntıdır. Her hakkı saklıdır.

Bir cevap yazın